
Online Terapi
Online Terapi Nedir?
Online terapi ya da bir diğer kullanımı ile online psikolojik danışmanlık yüz yüze uygulanan terapi yönteminden farklı olarak profesyonel ruh sağlığı hizmetinin internet aracılığıyla sağlanmasıdır. Danışan ve terapist belirledikleri ortak zaman aralığında internet programları aracılığı ile bir araya gelirler. Son zamanlarda dünyada ve Türkiye’de yaşanan pandemi ile birlikte sık karşılaştığımız online terapi, ilk kez 1970’lerde yazılı şekilde gündeme gelmiştir. Hem teknolojideki gelişmelerin hem de psikoterapi alanındaki gelişmelerin etkisiyle şu anda görüntülü internet programları yoluyla devam etmektedir. Pandeminin öncesine de baktığımızda yoğun iş koşulları, zaman, bulunulan bölgede alanında uzman bir kişinin bulunmaması gibi sebepler göz önünde bulundurulduğunda online danışmanlığın her geçen gün kullanımı ve çeşitliliği artmaktaydı. Birçok insanın kaliteli ruh sağlığı hizmetine erişimini kolaylaştıran Türkiye’de de yeni yeni gelişen online terapinin avantajları ve dezavantajları vardır.
Online Terapinin Avantajları Nelerdir?
- Mekân kısıtlamanız olmaksızın, kendinizi rahat hissedebileceğiniz her yerde gerçekleştirebilir.
- Özellikle kırsal alanlarda yaşayanlar bulundukları bölgede alanında uzman psikoterapist bulmakta zorlanıp büyük şehirlere seyahat etmek durumunda kalabilirler. Bu sizleri hem maddi hem de zaman açısından yorabilir. Online terapi böyle durumlarda kaliteli ruh sağlığı hizmetine erişimi kolaylaştırır.
- Fiziksel rahatsızlıklarınız varsa bulunduğunuz yerden ayrılma şansınız olmayabilir ve tam da bu sebepten dolayı psikolojik desteğe ihtiyaç duyabilirsiniz. Online psikolojik danışmanlık sayesinde büyük bir rahatlıkla psikolojik destek alabilirsiniz.
- Bazı danışanlar online terapide kendilerini daha rahat hissederler. Bu kendilerini terapiste daha rahat açıp, kendilerini daha rahat ifade etmelerini sağlar.
- Seansların oluşturulması daha rahat olur. Hem danışanın hem de online terapistin uygun olduğu saatleri bulmak daha kolaydır.
Online Terapinin Dezavantajları Nelerdir?
- Psikolog, online terapide danışan yüz yüze iletişim kuramadığı için danışanın beden dili, jestleri ve mimikleri gibi duygu durumu ve düşünceleri ile ilgili bilgi almakta zorluk yaşayabilir.
- Online terapi kriz anı yaşayan danışanlar için uygun değildir çünkü online terapist ve danışan aynı ortamda bulunmadıkları için terapist müdahale etmekte zorlanabilir.
- Online terapi süresinde görüntünün donması, sesin ulaşmaması, aramanın düşmesi gibi sorunlarla seans akışı bozulabilir.
Online Terapi ve Yüz Yüze Terapi Arasındaki Fark Nedir?
Online terapi ya da uzaktan terapi ve yüz yüze terapi arasındaki temel fark seansların gerçekleştiği yerdir. Yüz yüze terapi psikoloğun ofis ortamında gerçekleşirken online terapi danışanın rahat ettiği her yerde internet üzerinden görüntülü konuşma ile gerçekleşir. Her iki terapi yönteminde de aynı psikoterapi yöntemlerinden faydalanabilir. Seansların yapılandırılması ve elde edilen sonuçlar aynıdır. Seans süresi her ikisinde de yaklaşık 50 dakikadır ve genellikle haftada bir gerçekleşir.
Online Terapi Yüz Yüze Terapi Kadar Etkili mi?
Yapılan çalışmalar online terapinin doğru koşullar altında alanında uzman kişiler tarafından gerçekleştirildiğinde yüz yüze yapılan terapi kadar etkili olduğunu göstermektedir. Online terapi her ne kadar pandemi öncesinde de karşımıza çıkıyor olsa da pandemi ile daha önemli bir seçenek haline geldi. Bu süreç öncesinde terapiye başlayan danışanların pandemiden etkilenmeden tedavi sürecini devam ettirebilmelerini sağladı. Online terapinin kullanımı önümüzdeki yıllarda hem pandeminin etkileriyle hem de çağımızın değişen yaşam koşullarıyla artacak gibi görünüyor.
Online Terapi– Online Psikolojik Danışmanlık Kimler İçin Uygun Değildir?
- İntihar eğilimi olanlar
- Madde bağımlılığı olanlar
- Başkalarına zarar verme potansiyeli olanlar
- Yoğun psikotik semptomların görüldüğü, ilaç gerektiren durumlar
- Yasalar tarafından suç unsuru kabul edilen durumlar
Online Terapi Kimler İçin Uygundur?
- Açık alan korkusuna sahip kişiler
- Bedensel engelinden dolayı sokağa çıkmakta zorlananlar
- Çok sık seyahat edenler
- Yoğun çalışma programı olanlar
- Bir terapi merkezine gitmeye çekinenler
- Ufak çocuğunu evde bırakamayan ebeveynler
- Yurtdışında yaşayan ve kendi anadilini konuşan bir uzmandan terapi almak isteyen kişiler
Online Terapide Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?
Aslında yüz yüze terapide olduğu gibi dikkat edilecek en önemli konu online terapistin yetkinliği, mezuniyeti, aldığı eğitimler, çalışma alanlarının sizin probleminizle örtüşüyor olmasıdır.
Online terapi Denizli Kuğu Psikoloji’de uzman psikolog Bahar BOZBIYIK tarafından uygulanmaktadır.
Detaylı Bilgi
Trikotillomani Hastalığı Nedir?
Trikotillomani Hastalığı Nedir? (Saç Yolma Bozukluğu)
Trikotillomani (trichotillomania) kişinin saçsız alanlar oluşacak kadar tekrarlayan şekilde saçlarını yolma davranışıdır. Saç koparma hastalığına, 1889 yılında Fransız dermatolog Francois Hallopeau tarafından trikotillomani ismi verilmiştir. Yunanca saç (trich), yolma (tillo) ve aşırı istek (mania) kelimelerinin birleşiminden oluşur.
Trikotillomani DSM IV’de dürtü kontrol bozukluğu olarak sınıflandırılırken DSM 5’te OKB ve ilişkili bozukluklar kategorisine dahil edilmiştir. Koparılan bölgeler sadece saç ile sınırlı değildir. Trikotillomani kirpik, kaş, sakal, genital bölge, kol, bacak, yüz, göğüs ve karın gibi bölgeleri de kapsar (Swedo ve ark, 1991). Kişinin saç, kaş, kirpik, sakal, genital bölge, kol, bıyık, göğüs veya karın bölgelerini koparma dürtüsüne karşı koyamaması durumu trikotillomani nedir sorusunun cevabını daha net olarak verir.
Trikotillomani hastalığında kişi saç, kirpik, kaş, sakal yolma davranışından rahatsız olmasına rağmen bu durumu kontrol edemez ve bu davranışta bulunmadığında gerginlik hissi yaşar. Hastaların çoğu saçı koparma öncesi davranışta büyük bir gerginlik hisseder saçı koparma davranışından sonra rahatlama, tatmin ve haz alma yaşar. Yani kişi rahatlık ve haz alma ile ödüllendirilmiş olur. Fakat bu ödüllendirilme koparılma davranışı devam ettiği müddetçe kısa süreli hatta ileriye dönük zarar verici bir ödüllendirilmedir. Çünkü kopararak rahatlama ve haz alma hissedilecek olan bir sonraki gerginlik hissine kadar devam eder. Kişi gerginlik hissinden kurtulmak için koparma davranışını sergiledikçe yalnızca kopararak rahatladığını öğrenir. Fakat bu yanlış bir öğrenmedir. Rahatlama sadece kopararak olmaz. Evet bu rahatlamak için bir stratejidir fakat kalıcı değildir ve uzun süreli hasarlara sebep olan bir rahatlama yöntemidir. Psikoterapide amaç kişiye daha kalıcı rahatlama yollarını öğretmektir.
Saç koparma davranışı çoğu zaman hasta yalnızken olur. Başkalarının varlığı yolma davranışının kontrolünü arttırır. Kitap, gazete okuma, televizyon izleme, telefonla konuşma, e-mail okuma, yatakta uzanma, araç kullanma gibi başka bir işle uğraşırken farkında olmadan artabilir. Kişinin gergin, yorgun, stresli ya da üzgün olduğu dönemlerde artış gösterebilir.
Trikotillomani Hastalığı Ne Zaman Başlar ve Kimlerde Görülür?
Trikotillomani hastalığının başlangıcı genelde ergenlik döneminde, 12-13 yaşlarında görülür. Yolma davranışının ciddiyeti zaman içinde değişkenlik gösterir. Çocukluk döneminde kız ve oğlan çocuklarında eşit düzeyde görülür. Erişkinlik döneminde cinsiyete göre sonuçlar tartışmalıdır. Yetişkinlikte trikotillomani hastalığı her iki cinsiyette de eşit görüldüğünü gösteren çalışmaların olmasının yanında kadınlarda erkeklerden daha sık gözlemlendiğini gösteren çalışmalarda vardır.
Trikotillomani Hastalığı Nedenleri Nelerdir?
Trikotillomani hastalığının sebebi hala tam olarak bilinmemektedir. Bazı sebepler ortaya sürülmüştür:
- Aile üyelerinde trikotillomani hastalığı ya da benzer grup hastalıklarından birinin sık görülmesi genetik yatkınlığın olabileceğini göstermişti.
- Saç yolmanın başlamasının ebeveynlerin boşanması, yaşam alanı değişiklikleri, okul değişikliği, arkadaşları ile yaşanan sorunlar, fiziksel kötüye kullanma, kayıplar, travmalar gibi yaşam olayları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.
- Çocuklarda tırnak yeme ve parmak emme gibi davranışlar ileride trikotillomani hastalığına yol açabilir.
- Psikosesksüel gelişim sorunlarına bağlı kendinden nefret etme, kendini sevmeme gibi nedenlerde dolayı olabilir. Davranış teorilerine göre saç ve kıl yolma; tırnak yeme, parmak emme, burun karıştırma gibi anksiyete azaltmaya yönelik eylem olarak tanımlanır.
Trikotillomani hastalığında, iç ve dış uyaranların önemi olabilir. İçsel uyaranlar arasında, yeterince uyarılmama ya da aşırı uyarılma, fizyolojiyle ilgili duyumlar ya da olumsuz düşünceler gibi kişinin kendi içinden gelen birtakım uyaranlar vardır.
Trikotilomani Tedavisi Nasıl Olur?
Trikotillomani tedavisi oldukça güç bir rahatsızlıktır. Trikotilomani tedavisi için bilişsel davranışçı terapi yöntemine başvurulur. Trikotilomani tedavisinde en etkili yöntemin alışkanlığı tersine çevirme eğitimi (Habir Reversal Training – HRT) olduğu bulunmuştur. Alışkanlığı tersine çevirme eğitimi; dürtünün ayrımında olma, uyaran denetimi, kıl yolacak gibi olunca bu eylemin yerine geçecek başka birtakım eylemler geliştirmeyi öğretir ve kendini izleme öğretilerinden oluşur.
Alışkanlığı tersine çevirme eğitiminin yanında 3. Dalga yaklaşımlarından Kabul ve Kararlılık (Acceptance and Commitment Therapy– ACT) ve alışkanlığı tersine çevirme eğitmi kombinasyonu Trikotillomani hastalığında nüksün önlenmesinde etkili olduğu öne sürülmüştür (Konkan, Şenormancı ve Sungur, 2011).
Trikotillomani tedavisinde Denizli Kuğu Piskoloji’de uzman psikolog Bahar Bozbıyık HRT ve 3. dalga terapi yöntemleri ile kalıcı sonuçlara ulaşmaktadır.
Kaynaklar
Konkan, R., Şenormancı, Ö., & Sungur, M. Z. (2011). Trikotillomani: Tanı, farmakoterapi ve kognitif davranışçı terapisi. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni-Bulletin of Clinical Psychopharmacology, 21(3), 265-274.
Swedo SE, Rapoport JL, Leonard HL, Schapiro MB, Rapoport SI, Grady CL. (1991). Regional cerebral glucose metabolism of women with trichotillomania. Arch Gen Psychiatry, 48(9), 828-33.
Detaylı Bilgi
Vajinismus Nedir?
Vajinismus Hastalığı Nedir?
Vajinismus, vajina girişindeki kasların istemsizce kasılması sonucu cinsel birlikteliğin gerçekleşememesine verilen isimdir. Vajinadaki kasılmaya bedenin diğer bölümlerindeki kasılmalar da eşlik edebilir ve bu durum cinsel birliktelik arzulanıyor olsa dahi ortaya çıkabilir. Kasılmalar ve korkunun şiddeti ile paniğe kapılan kadın eşini itebilir ve cinsel ilişkiye kendini tamamen kapatabilir. Bu eş tarafından ilişkiyi istemiyor ya da bilinçli bir şekilde yapılıyor gibi algılanabilir. Fakat kasılmalar tamamen istemsizdir.
Kişi eğer korku ve endişe yaşamıyorsa, istek ve uyarılması da yeterli düzeydeyse penisin büyüklüğüne göre kaslar esner ve cinsel birliktelik rahatlıkla gerçekleşir. Vajinismus hastalığı olan kadınlarda istem dışı vajinal refleks ortaya çıkar ve kasılmalar vajina girişini daraltır.
Vajinismus psikolojik nedenler dolayısıyla ortaya çıkan bir problemdir. İlk kez cinsel birliktelik yaşayacak kadınlarda görülebileceği gibi cinsel hayatı olan kadınlarda da görülebilmektedir. Bunların yanında vajinismus, yalnızca cinsel ilişki esnasında ortaya çıkmaz. Bir objenin ya da penisin vajinaya girdiğinin hayal edilmesiyle de ortaya çıkabilmektedir.
Vajinismus Belirtileri Nelerdir?
Kadının bir objenin ya da penisin vajina girişine izin verme isteğine rağmen aşağıdakilerin oluşmasıdır:
- İlişkiye girmekten korkma
- Penisin vajinaya giriş anında duyulan aşırı ağrı
- “Vajinam dar ilişkiye giremiyorum” düşüncesiyle penisin vajinaya girememesi
- Vajinaya dokunamama, tiksinme ve iğrenme hissi
- Vajinaya parmak girişi, ped ya da tampon uygulayamama
- Eşin vajinaya dokunmasına izin vermeme, eşin yanında çıplak kalamama, utanma
- Vajinal ultrasona girememe
- Ön sevişmede sorun yokken birleşme anı geldiğinde istem dışı kasılma, aşırı panik hali ve korku
- İlk gece ilişkiye girememe, ilk gece ağrısı ya da kısmi penis girişi olması
Vajinismus Hastalığı Nedenleri Nelerdir?
- Hatalı düşünceler ve olumsuz koşullanmalar bu soruna yol açar. Bilgi eksiklikleri ya da kulaktan dolma yanlış bilgiler hatalı inanışlara ve ilişkinin korkutucu, acı verici olarak algılanmasına neden olur. İlk gece acısı, kızlık zarı, namus kavramı, cinsellik gibi konular ile ilgili kadının çevreden duyduğu yanlış ve abartılı bilgiler gerçek gibi algılanır ve cinsel ilişki kurmasını engeller.
- Katı ahlaki değer yargıları ile yetişmiş olmak, cinselliği ayıp, pis, günah gibi algılamak, hamilelik korkusu, sorunlu ana-baba ilişkisi karşımıza yaygın çıkan nedenlerdendir.
- Kadının ilk cinsel ilişkisi sırasında fazla acı çekmesi, kanama yaşaması, partneri tarafından, ilişkiye zorlanması, tecavüze uğraması gibi durumlar ilerleyen süreçte vajinismusa neden olur.
- Kadının kendisini yetersiz, başarısız ve umutsuz hissetmesi, aşırı stres, kaygılı ve panik yapıya sahip olması da vajinismus
Vajinismus Tedavisi Nedir?
Önemle belirtilmelidir ki vajinsimus kadının değil çiftin problemidir! Erkeğin vajinismus probleminin yaşanmasında ve tedavi sürecinde etkisi büyüktür. Bu nedenle eşin de tüm seanslara katılması gerekmektedir. Tedavi açısından önemli olan eşler arasındaki uyum ve işbirliğinin devam ediyor olmasıdır.
Vajinismus tedavisi bilişsel davranışçı terapiye dayanan cinsel terapi ile olur. Herhangi bir ilaç ya da operasyonla tedavisi mümkün değildir. Tedavi ile ilgili en önemli sorunlardan bir tanesi bu problemi ertelemek ve yardım almamaktır. Düşünülenin aksine vajinismus tedavi yöntemleri oldukça rahattır. Vajinismus tedavi süresi Denizli Kuğu Psikoloji’de uzman psikolog Bahar Bozbıyık ile problemin yaşanma şiddetine bağlı olarak birkaç seans ile 8-10 seans arasında değişmektedir.
Vajinismus Hastalığı Nasıl Yenilir?
Vajinismus hastalığını bazı çiftler hiç duymamış ya da vajinismus ile ilgili hiçbir bilgisi olmayabilir. Bu sebeple içinde bulundukları durumu anlamlandıramayabilir. Vajinismus hastalığını yenmek için öncelikle içinde bulunulan duruma netlik kazandırmak önemli. Yukarıda da bahsedilen, ilişkiye girmekten korkma, penisin vajinaya giriş anında aşırı ağrı, vajinam dar ilişkiye giremiyorum, ilk gece acısı gibi düşünce hataları gibi vajinismus belirtileriniz varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız.
Vajinismus tedavisini ertelemek ya da tedavi için yardım almamak yetersizlik ve başarısızlık inançlarının güçlenmesine neden olduğu için vajinismus hastalığının şiddetini etkileyebilir. Hastalığın şiddetinin artması vajinismus tedavi sürecinin uzamasına sebep olabilir. Tedavi sürecinin uzamasının yanında özgüvensizlik, yetersizlik ve başarısızlık inançlarına, geleceğe dair umutsuzluk hissine, çiftler arasında yaşanan çeşitli problemlere ve bu problemlere zemin hazırlamasına ve hatta boşanma gibi sorunlara sebep olur.
Vajinismus hastalığını yenmek doğru tedavi yöntemleriyle oldukça kolay ve hızlı bir süreçtir. Vajinismus tedavisi Denizli’de Kuğu Piskoloji’de uzman psikolog Bahar Bozbıyık ile birkaç seans ila 8-10 seans arasında değişmektedir.
Detaylı Bilgi
Duygusal Yoksunluk
Duygusal Yoksunluk
Bazı kişiler için erişkinlikte diğer kişiler ile güvenli bağ kurabilme, yakın ve ait hissedebilme oldukça zordur. Duygusal olarak yoksundurlar ve yeteri kadar duygulanım, samimiyet ve derin hisler almadıklarını hissederler. Bu kişiler için en yaygın problem duygusal yoksunluklarının farkında olmamalarıdır. Aslında bu karşıdan bakıldığında da hemen göze çarpmaz, hatta çok güzel uyum sağlıyor gibi gözükürler ama genellikle en sık hissedilen duygu yalnızlıktır. Çevrelerinde birçok kişi olsa dahi kendilerini “boşluktaymış” gibi hissederler. Neden kaynaklandığını anlamlandıramadıkları bu boşluk duygusuyla baş edebilmek için çabalarlar. Kimisi bu boşluğu alkol ve madde ile, kimisi işkolik olarak, kimisi yüzeysel ilişkiler ile, kimisi ise yemek ile doldurmaya çalışır. Ama ne olursa olsun yeri doldurulamayan bu boşluk diğer insanlarla derin ilişki kuramamaktan ve derin ilişkileri hissedememekten kaynaklanır.
Bunun sebebi ise genellikle duygusal olarak yetersiz bir ailede büyümüş olmaktır. Bu yetersizlik genelde ilk anda anlaşılmaz, dışarıdan her şey çok iyi gidiyormuş gibi görülür. Çünkü ebeveynler çocuğun temel bakımı, güvenliği, beslenmesi, başarısına gerekli önemi göstermişlerdir. Fakat duygusal bağ eksik kalmıştır. Duygusal bağ, çocuğun duygularını anlayan, onu kabul etme ve bu duygulara şefkatli bir biçimde cevap vermeyi içerir. Bu bağ kurulmazsa çocuk ebeveynleri tarafından görülmediklerini hisseder.
Duygusal olarak yoksun bırakılmış kişilerde görülen en önemli problem ilişkilerinde yaptıkları seçimlerdir. Gerek romantik partner gerek se arkadaşlık seçimlerinde genellikle duygusal olmayanları ya da duygusallık göstermeyenleri seçme eğilimi gösterirler. İlk ilişki kurduğumuz kişilerle sağlanan ilişki örüntüsünü devam ettirme eğiliminde olduğumuzdan dolayı duygusal yoksunluğu olan kişiler çoğunlukla, soğuk, mesafeli ben merkezci kişileri seçerler. Kimsenin onu derinden bildiği ya da onunla derinden ilgilendiğini hissetmez. Dolayısıyla yoksunluğuyla başa çıkma stiline göre genellikle ya karşı cins tarafından her zaman duygusal hayal kırıklığına uğratılma, ya da aşkı platonik yaşamaya hevesli olma, ya da duygusal açıdan verici olup tam tersi insanlarla ilişkiyi devam ettirerek baş etmeye çalışırlar ancak sonuç yine aynıdır daha az yakınlık, daha az aidiyet.
Peki bu sorun nasıl aşılır? Terapilerde, terapistin başlıca amacı kişinin duygusal ihtiyaçlarını keşfetmesine yardım etmektir. Diğer amaç ise kişinin duygusal ihtiyaçlarının haklı ve doğal olduğunu kabul etmelerini sağlamaktır. Her çocuk ve yetişkin bakım, empati, duygularını ifade etme hakkına ihtiyaç duyar. Kişi kazandığı farkındalığı davranışlarına da yansıtıp daha sağlıklı seçimler yapabilir ve ona gerçek ilgi ve şefkat gösteren kişileri hayatına alabilir.
Detaylı Bilgi
Psikolojik İlk Yardım (PİY)
Psikolojik İlk Yardım, acı çeken ya da desteğe ve yardıma ihtiyaç duyan kişilere sunulan insani ve destekleyici müdahale olarak tanımlanır.
Deprem ve sel, ölüm acısı, ayrılık acısı, ani travma, boğulma olayları gibi yaşanan olaylarda ilk aklımıza fiziksel müdahale gelirken psikolojik müdahale genellikle göz ardı ediliyor. Travmaya maruz kalan kişilere hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor. İletişim esnasında ani tepkilere saygı duyulması gerekiyor.
Psikolojik İlk Yardım Kimler İçindir?
PİY yakın zamanda travma, ciddi bir kriz durumunda kalmış insanlar için uygulanır. PİY hem yetişkinler hem de çocuklar için uygundur. Fakat kriz anı geçiren herkes PİY’i istemek zorunda değil ve istemedikleri sürece uygulanması doğru olmaz ama yardım istedikleri zaman her zaman kolayca ulaşılabilir olunmalıdır.
Psikolojik İlk Yardım Nerelerde Sunulur?
PİY, güvenli olan her yerde sunulabilir. Olay/kaza yeri, çadırlar, hastaneler, sağlık merkezleri, okullar, gıda dağıtım merkezleri gibi yardımların dağıtıldığı merkezler önerilir. PİY özellikle özel ve rahat konuşulabilecek yerlerde vermeye özen gösterilir.
Psikolojik İlk Yardımın 8 Temel İlkesi?
- Bağlılık ve temas
- Güvenlik ve rahatlık
- Dengeleme
- Bilgi toplama
- Mevcut ihtiyaçlar ve endişeler
- Pratik yardım
- Sosyal destekler ile bağlantı kurma
- Başa çıkma becerileri hakkında bilgilendirme ve işbirlikçi
Psikolojik İlk Yardımda yapılması gereken şeyler?
- İlgi ve dikkat belli edilmeli.
- Önyargılardan uzak durulmalı.
- Beklenmedik ani kişisel tepkilere saygı duyulmalı.
- Beden dili iyi kullanılmalı.
- Sakin, nazik, anlayışlı yardım etmeye hazır olunmalı bu karşı tarafa hissetirilmeli.
- Duygularını ifade ederken yardım edilmeli. Kendisinin duygularını anladığını hissetirilmeli.
- Teknik anlatım ve analizlerden uzak durulmalı.
- Deprem gibi afet ortamında psikolojik ilkyardım amacıyla orada bulunuluyorsa, kolaylıkla ulaşılabilir ve görünür yerde olunmalı.
- Yardıma ihtiyacı olan kişi hakkında bilgi sahibi olunmalı.
- Yapması gereken ve yapabileceklerinin dışına taşmamalı. Alan dışına taşan ya da daha fazla uzmanlık gerektiren konularda gerekli yönlendirmeyi yapmalı. Bunu için yönlendireceği uzmanlarla önceden iletişimi sağlamış olmalı.
- Yaşanan ve yaşanabilecek zorluklar ve problemler hakkında bilgi ve birikim sahibi olunmalı.
Psikolojik İlk Yardımda yapılmaması gereken şeyler?
- Eleştiri ve tartışmaya girilmemeli.
- “ İyi olacaksın, takma kafana” gibi söylemlerden uzak durulmalı
- “ Daha da kötüsü olabilirdi” diyerek şanslı olduğu söylenmemeli.
- Kişiyi dinlemeden duygu ve düşünceleri hakkında bilgi sahibi olmadan tavsiyelerde bulunmamalı.
- Kişinin hikayesini dinlemeden kendi tecrübelerinden bahsedilmemeli.
- Kişinin kendisini rahatsız eden konular hakkında konuşurken susturulmamalı.

Sağlıklı İletişim
İletişim; çevremizdeki insanlarla etkileşim kurmamızda bizim tek olanağımız olduğu için, çok uzun zamandır hayatlarımızda yer alan vazgeçilemez bir unsur. Geçmişte, insanların pratik nedenlerden ötürü tek başına yaşaması mümkün değildi ve bu nedenle birbirleriyle iletişim halinde olma zorunlulukları doğdu. Günümüzde ise pratik olarak insanın tek başına yaşaması imkânsız olmasa da, neredeyse hiçbir insan bu şekilde yaşamayı tercih etmiyor. Bu durum psikolojik ve sosyolojik olarak birçok açıdan açıklanabilir ancak temel olarak biliyoruz ki, insanın doyumlu, onu psikolojik açıdan da tatmin eden bir hayat yaşayabilmesi için diğer insanlara ihtiyacı vardır. Ancak her zaman bu ihtiyaç kolay bir şekilde karşılanamayabilir. Diğer insanlardan beklediğimiz ilgiyi, sevgiyi ve desteği göremediğimiz zamanlar olabilir. Bu zamanları en aza indirmek ve kendi elimizden geleni yaptığımızdan emin olabilmek için yapabileceklerimizden bir tanesi etkili bir iletişim kurmaya çalışmaktır.
- Etkili iletişim için ilk adım etkili ve empatik dinleme sürecidir. Günümüzün koşuşturmacalı hayatında ise iletişim kurarken her iki tarafın da amacı genellikle sadece kendi derdini anlatmak ve karşısındakini ikna etmek oluyor. Çoğunlukla karşıdaki insanın duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışarak empati yapmak yerine kendi düşüncelerimizi empoze etmeye kalkışıyoruz ve bu tutum iletişimin temelindeki anlama sürecini baltalayıp ilişkilerimize zarar veriyor. Bunun yerine, dinleme sürecinde, karşıdakinin hislerini, neye üzüldüğünü, sinirlendiğini ya da sevindiğini anlamaya çalışıp onu etkin bir şekilde dinlediğimizi ona belli etmeliyiz. Özellikle güçlü duygular içerisindeyken insanlar öğüt, teselli ya da eleştiri duymak yerine sadece anlaşılmayı beklerler. Anlaşıldıklarını hissetmek onlarda güven duygusu yaratır ve olumsuz duyguları zamanla sönebilir. Karşımızdakini anlayabilmemiz tabii ki onun da kendini ne kadar ifade edebildiği ile ilgilidir ancak neredeyse hiçbirimiz duygularımızı açıkça paylaşma yönünde eğitilmediğimiz için burada sorumluluk her iki tarafa da düşüyor. Gerektiğinde karşımızdakine onu suçlamayan, onu anlamamızı kolaylaştıracak sorular sorabiliriz. Bu şekilde, karşımızdaki insanın hislerini, düşüncelerini ve bunlara yol açan nedenleri kavrayarak ona anlaşıldığını hissettirebiliriz ve tüm bunlar karşılıklı anlayışın gelişmesine yardımcı olur.
- Etkili dinleme, tartışmalarımızı da daha sağlıklı hale getirir. Doğru olduğuna inandığımız düşünceleri savunurken empati yapmak, karşımızdaki insanın düşünme şeklini anlayarak daha etkili bir şekilde fikirlerimizi savunmamıza yardımcı olur. Aksi halde, sadece kendi duygu ve düşüncelerimizi anlatarak karşımızdakine herhangi bir etkide bulunmamız mümkün değildir. Böylece kırıcı ve içi boş bir tartışma yerine her iki tarafın da yeni şeyler öğrenerek geliştiği bir tartışma ortamı yaratılabilir ve çatışmalar azalabilir.
- Etkili iletişim için bir diğer adım ise “ben dili” kullanmaktır. Duygu ve düşüncelerimizi “sen dili” ile değil, “ben dili” ile aktarmalıyız. Genellemeler ve suçlamalar yaparak hislerimizi aktardığımızda karşı tarafın odağı hislerimiz en, yapılan suçlamaya kayar ve karşı taraf savunmaya geçebilir. Örneğin,
“Beni arkadaşlarımın yanında üzmekten zevk alıyorsun.”
Cümlesi ile hisleri açıklamak, karşı tarafın zevk aldığı yorumunu içerir ve asıl odak noktası olması gereken üzgünlük hissini gölgeler. Bunun yerine,
“Dün arkadaşlarımın yanında olanlar beni çok üzdü.”
Şeklinde hisleri açıklamak, suçlayıcı ve genelleyici özellikler barındırmaz, istenilen mesajın verilmesi için daha uygundur ve karşı tarafın sizi anlayabilme olasılığı artar.
- Bir başka dikkat edilmesi gereken durum, konuşmanın kısa, öz ve doğrudan olmasıdır. Uzun ve dolambaçlı yollardan anlatılan konuların amacına ulaşması zorludur. Bu sebeple, istekler doğrudan ifade edilmelidir.
- Aynı zamanda, konuşma şu anla ilgili olmalıdır. Geçmişle ilgili konuların yeniden açılması, o anda önemli olan konunun önemini kaybetmesine neden olur ve iletişimin odağı kayabilir.
- Bir başka önemli konu da akıl okuma yapılmamasıdır. Karşıdaki insanın düşüncelerini ve hislerini tahmin, sezgi vb. yöntemlerle bildiğini düşünmek, akıl okumaktır. Bunun yerine, karşımızdaki insanın hislerini, düşüncelerini bilemeyeceğimizi ve tek öğrenme yolumuzun konuşmak olduğunu unutmayarak, karşımızdaki insanda öfke uyandırabileceğini düşündüğümüz yıkıcı eleştiriler yapmadan, kendi hislerimizi açıklayarak karşımızdakinden geri dönüt beklemeliyiz.
Sonuç olarak, iletişimde etkili dinleme, karşımızdaki insanda olumlu duygular uyandırır ve bu sayede üzgünlük/kızgınlık/hayal kırıklığı vb. bir duygusu varsa bunlar azalır. Aynı zamanda, bizim kendimizi ifade edebilme yetimizi de geliştirir. Konuşma sürecinin de kısa, şu anla ilgili, akıl okuma eğilimi olmadan, “ben dili” ile gerçekleştirilmesi iletişimin daha başarılı gerçekleşmesine katkıda bulunur. Tüm bunlar da daha sağlıklı ilişkilere ve daha sağlıklı bir topluma ulaşabilmemizde yardımcı olur.
Detaylı Bilgi
Pandemi Sürecinde Çocukları Anlamak ve Onlara Yardımcı Olabilmek
Pandemi Sürecinde Çocukları Anlamak ve Onlara Yardımcı Olabilmek
Covid-19 pandemisi hepimizin hayatında önemli değişiklikler yarattı, çocuklar ise bu değişikliklerden en çok etkilenen kesimlerden birisi oldu. Okulların kapanmasıyla başlayan süreçte birçok aile ve çocukları uzaktan eğitime adaptasyon, sosyal mesafe vb. ile ilgili birçok zorluk yaşadı. Peki, bu süreçte çocuğunuza psikolojik olarak destek olabilmek için neler yapabilirsiniz?
Çocuğunuzun yaşadığı değişikliklerin ve uzaktan eğitimin zorluklarını kabullenerek ilk adımı atabilirsiniz. Bu süreçte çocuğunuzun ve kendinizin stresli, kaygılı zamanlarının olması çok normaldir. Çünkü çocukların yaşadığı değişiklikler (okulların kapatılması, sosyal mesafe, evden çıkamamak) onların geleceği tahmin edilebilir olarak görememelerine ve sonuç olarak güvende hissedememelerine neden olmuş olabilir. Bu sebeplerle, hem kendinizden hem de çocuğunuzdan gerçekçi olmayan beklentiler içine girmemeniz daha sağlıklı olur. Peki, ebeveyn olarak çocuğunuza nasıl yardımcı olabilirsiniz?
-Pandemiye verilen tepkilerin çok çeşitli olabileceğini, farklı çocukların farklı şekillerde tepki verebileceğini unutmamalısınız.
Her çocuğun stresli bir duruma verdiği tepki kendine özgüdür. Bazıları asabi olabilir, bazıları çok fazla ilgi görmek isteyebilir ya da yemek yemek, uyumak ve kişisel bakımını yapmak ile ilgili sıkıntılar çekebilir. Çocuğunuzun verdiği tepkilerin normal olduğunu unutmamalısınız.
-Çocuklarınızla duygu ve düşünceleri hakkında konuşun ve olup bitenler hakkında, onların yaşlarına uygun olacak şekilde doğru bilgiyi öğrenmelerine yardımcı olun.
Çocuğunuz yüz yüze eğitime başlanmadığı için, okul aktivitelerini, arkadaşlarıyla oyunlarını vb. sosyal aktiviteleri özlediği için üzgün olabilir. Bu duyguları çok normaldir. Onlarla bu duygularını konuşmak ve paylaşmak; bunları “düzeltmeye çalışmak”, ya da yokmuş gibi davranmaya çalışmanızdan çok daha yararlı olacaktır. Ayrıca, çocuklar doğru bilgiye ulaşamadıklarında neyin doğru olup olmadığı konusunda hayal güçlerini kullanırlar. Dolayısıyla stresli konular hakkında çocuklarınıza bilgi vermemek işleri daha da karışık hale getirebilir. Bunun yerine, çocuklarınızın sizinle ve güvendiğiniz yetişkinlerle kaygı duydukları konular hakkında konuşabilir veya pandemi hakkında çocuklara uygun bir şekilde bilgiler paylaşan kitaplar veya web sitelerini çocuğunuza gösterebilirsiniz.
-Çocuklarınıza günlerini planlamada yardımcı olabilirsiniz.
Uzaktan eğitim yeniden başladığında, çocuklarınızın eğitimleriyle ilgili olan görevlerine öncelik vererek onlara günlerini planlamalarında yardımcı olabilirsiniz. Günlük program hazırlayıp hangi saatte ne yapacağını birlikte belirleyebilirsiniz. Eğer siz de evden çalışıyorsanız, kendi gününüzü de planlamalısınız. Bu sayede molalarınızda çocuğunuzu kontrol edebilirsiniz. Ancak, çocuğunuzun bir gününün sadece akademik derslerle geçmediğini de unutmamalısınız. Onların okuldaki zamanları aynı zamanda müzik, resim gibi sanat dallarıyla, kütüphanede ilgilerini çeken kitapları okumakla, öğle yemeğinde ve teneffüslerde de geçiyor. Bu nedenle, evde geçirecekleri zamanlarda da bu tür aktiviteleri unutmamalısınız.
-Çocuklarınızın sosyalleşmesi için olanak sağlayın.
Çocukların sosyalleşmesi de gelişimleri ve psikolojileri için çok önemli unsurlardan birisidir. Günümüz koşullarında yüz yüze buluşmalar risk taşısa da sosyalleşme hiçbir zaman tamamen yok sayılmamalıdır. Çocuğunuz ve arkadaşlarınız dışarıda buluşamıyorlarsa bile onlar için dijital ortamlarda görüşmeler sağlayabilirsiniz.
-Dışarıda bir süre vakit geçirmelerini sağlayın.
Her gün en azından yarım saat dışarıda vakit geçirmek, fiziksel aktiviteler yapmak psikolojik sağlığınız için hem size hem de çocuğunuza gereklidir. Çocuğunuzu parka götürmek, onunla yürüyüş vb. spor aktiviteleri yapmak her zaman rutininizde olmalıdır.
-Çocuklar evde geçirdikleri zamanda, okulda daha az önem verilen becerilerini geliştirirken hem sıkılmazlar hem de öz yeterlilik hisleri artar.
Çocuğunuz evdeyken onun yemek yapma, bahçeyle ilgilenme, ev işlerini yapma, aileyle sorunları konuşarak çözme vb. becerilerini geliştirebilirsiniz. Bunlar sayesinde çocuklar kendi hayatlarında ve ailelerinin hayatlarında daha fazla aktif rol oynamış olurlar ve kendi kendilerine yetebildiklerini düşünürler, hayatları üzerinde daha fazla kontrolleri olduğunu hissederler. Müzik, sanat ve oyunlarla ilgilenerek de vakitlerini geçirebilirler ve bu sayede sıkılınca artacak olan kaygı duyguları kontrol altına alınabilir.
-Çocuğunuz için fiziksel ve duygusal açıdan güvende hissedecekleri bir ortam yaratın.
İlk olarak, çocuğunuza kendisinin ve sevdiklerinin güvende olduklarına dair güvence verin ve onların güvende olmasını sağlamanın yetişkinlerin sorumluluğunda olduğunu anlatın. İkinci olarak, çocukların güven ve öngörülebilirlik duygularının gelişmesi için günlük hayatlarında rutinler (düzenli yemek ve uyku saatleri, dersleri ve oyun saatleri için günlük planlar) düzenleyin. Ve son olarak, çocuklarınızın öz denetimlerini geliştirmelerine yardımcı olun. Çocuğunuzun duygularını anladığınızı belirtmek ( Bu seni korkutmuş ya da çok kaygılandırmış olabilir.) ve bu duyguları nasıl denetim altında tutabileceğini ona öğretmek (egzersiz yapmak, meditasyon çalışmaları vb.) ona yardımcı olur.
-Çocuklarınıza pozitif ve umutlu düşünceler, hikâyeler anlatın.
Çocuklar şimdiki hayatlarında ve gelecekleri hakkında pozitif, umutlu ve güvenli hissetmelidirler. Yetişkinler olarak sizler, insanların nasıl bir araya gelip zorlu süreçlerde yaratıcı çözümler bulduklarını anlatan hikâyeleri çocuğunuza anlatarak onlara yardımcı olabilirsiniz.
Eğer çocuğunuz tüm bunların hızlıca çözemediği/çözemeyeceği travma ya da başka psikolojik rahatsızlık belirtilerini (kabuslar, anksiyete, artan saldırganlık, kendine zarar verme, küçüklük davranışlarına geri dönme vb.) sürekli gösteriyorsa, mutlaka profesyonel yardım almasını sağlayın.
REFERANSLAR
Bartlett, J.D., Griffin, J. L. & Thomson, D. (2020). Resources for Supporting Children’s Emotional Well-being During the COVID-19 Pandemic.
Digitale, E. (2020) How to Help Kids with Distance Learning During COVID-19 – Stanford Children’s Health Blog. Retrieved August 14, 2020, from https://healthier.stanfordchildrens.org/en/learning-in-the-age-of-covid-19-how-to-help-kids-with-distance-learning/
Detaylı Bilgi
Akran Zorbalığı
Akran Zorbalığı
Zorbalık Hangi Şekillerde Karşımıza Çıkabilir?
Zorbalık kendini sözel, fiziksel, cinsel ve sosyal olarak gösterebilir.
Sözel Zorbalık: En sık karşımıza çıkan davranışlardan biri çocukların birbirleri ile dalga geçmeleri ve isim takmalarıdır. Çocuğun bir engelinin, gözlük ya da tel kullanmasının, maddi durumunun, saç, ten göz renginin, boy ve kilosunun dalga konusu olmasıdır.
Fiziksel Zorbalık: Vurma, itme, tükürme, tekmeleme gibi davranışlar fiziksel zorbalığa girmektedir. Bunlar yalnızca kişinin kendine olmasına gerekmez. Eşyasına karşı da bir şiddet uygulamasını içermektedir.
Cinsel Zorbalık: Kişiye dokunmaya ve temas etmeye çalışmak cinsel zorbalığa girer. Fiziksel temasın dışında sözel olarak cinsel içerikli kelimeler kullanmak da cinsel zorbalığa girmektedir.
Sosyal Zorbalık: oyun gruplarına almamak, onunla iletişime giren kişilerin iletişimini engellemeye çalışmak sosyal zorbalığa girmektedir.
Akran Zorbalığı Konusunda Ailelere Öneriler
Ailelerin yapacağı en önemli yaklaşımın başında çocuklarına evin dışında yaşadıklarını anlatabilecek bir ortam yaratmak. Yani, onları yargılamadan, suçlamadan, ilgiyle dinlediklerini ve anlamaya çalıştıklarını hissettirmeleri gerekiyor ki çocuk dış ortamda yaşadığını ebeveynleri ile özgürce paylaşabilsin. Unutmayalım, hiç kimse anlaşılmadığını ve yargılandığını düşündüğü bir ortamda yaşadığı problemi anlatmaz! Bu zorbalık karşısında çocuğunuzun nasıl davrandığını, neler hissettiğini anlamaya çalışın.
Zorbalıkla baş edebilmek için bu zorbalığın durdurulması önemlidir. Bu konu ile ilgili olarak mutlaka okul ile işbirliği içinde çalışılması gerekmektedir. Okul/kurs vs müdürü ve öğretmenleri ile görüşün. Bu konuda onların yaklaşımı çok önemli olacaktır.
Aileler çocuklarına ev ortamında ne kadar ihtiyaç ve isteklerinin çok kıymetli olduğunu hissettirmeliler. Kendilerini korumayı ve kendi haklarını söyleyebilmenin önemli olduğunu öğretmeliler.

Lokum Testi
Lokum Testi
- Araştırmacı odaya dönüp daha büyük bir parça getirene kadar yiyeceğe dokunmadan, yiyeceği yemeden ve koklamadan sandalyede oturarak beklersen araştırmacı döndüğünde daha büyük olan parçayı yeme hakkı kazanacaksın.
- Araştırmacının dönmesini bekleyemezsen, küçük olan parçayı yemek için istediğin zaman zili çalabilirsin ve araştırmacının döndüğü anda daha küçük olan parçayı yiyebilirsin.
Araştırmacı çocuğa seçimin kendi elinde olduğunu ve deneyin herhangi bir zamanında düşüncelerini değiştirip araştırmacıyı çağırabileceğini vurgular.
Lokum testindeki başarılı gecikme çocuğun yiyeceği yemeden ya da zili çalmadan ne kadar uzun zaman geçirdiğine göre ölçülür. Geciktirmede başarısız olmanın iki farklı yolu vardır. İlki, zili çalarak gönüllü olarak beklemeyi bitirip daha küçük olan parçayla yetinerektir. Bu, bütün çocukların deney başlamadan önce kabul ettikleri olasılıktır. İkincisi ise çocuğun bir kuralı çiğnemesi ile gerçekleşir. Örneğin sandalyeden kalkarak veya yiyeceğe dokunarak kuralları çiğneyebilir. Bu noktada araştırmacı devreye girer ve hemen odaya döner. Bunlardan hiçbiri gerçekleşmezse, araştırmacı çocuğun haberinin olmadığı, önceden karar verilmiş olan bir zamanda odaya döner.
“Hazzı Geciktirmeyi” Etkileyen Faktörler
Çocukların hazzı geciktirme becerisinin bazı faktörlerden etkilenip değişebildiği de kanıtlanmıştır. Örneğin, çocuklara oyuncak gibi akıllarını dağıtacak bir şey verildiğinde veya komik bir olayı düşünmek gibi bilişsel başa çıkma yöntemleri önerildiğinde çocuklar geciktirme sürelerini arttırabiliyorlar (Mischel et al, 1972). Onları cezbeden yiyeceği daha az iştah açıcı bir şey gibi düşünmek de çocukların geciktirebilme sürelerini uzatıyor (Mischel & Mischel, 1983). Cezbeden şeyi zihinsel olarak dönüştürmenin yanında, çocuklar bilişsel olarak kendilerini dönüştürerek de geciktirme zamanını uzatabiliyorlar. Örneğin, kendilerini “çok sabırlı ve nasıl bekleyeceğini çok iyi bilen” bir süper kahraman olarak düşünerek bu zamanı uzatabiliyorlar (Karniol et al., 2011, p.214).
Geciktirme süreleri bu şekilde arttırılabildiği gibi başka koşullarda da sistematik olarak kısaltılabiliyor. Örneğin, deney çok güvenilir olmayan bir ortamda gerçekleştiriliyorsa çocukların geciktirme süreleri kısalıyor. Bir lokum deneyinden önce eğlenceli bir boyama projesinde çocuklara eğer beklerlerse daha çok istedikleri malzemeleri alacakları söyleniyor ancak bu gerçekleştirilmiyor. Daha sonra gerçekleştirilen lokum testinde ise çocukların geciktirme süreleri daha kısa oluyor. (Kidd et al., 2003) Bu güvensizlik etkisinin aynı zamanda otorite figürlerine güven duyulmayan kültürlerde (Mischel, 1961) ve yetişkinlere güven duyulmayan ortamlarda da bulunduğu kanıtlanmıştır (Michaelson, de la Vega, Chatham, & Munakata, 2013).
Boylamsal Bulgular
Mischel ve meslektaşlarının gerçekleştirdiği orijinal lokum testine katılan 500’den fazla çocuğun üçte biri kadarı 10 sene sonra başlayan ve 10 sene aralıklarla gerçekleştirilen takip çalışmalarına katılmıştır (Mischel et al., 2011). Okul öncesi eğitimde hazlarını en uzun zaman erteleyebilen çocukların ebeveynleri, çocuklarını daha sonraki takip çalışmalarında da haz ertelemede ve stresle başa çıkmada diğer ebeveynlere göre daha iyi olarak değerlendirmişlerdir. Ayrıca bu ebeveynler diğer ebeveynlere göre çocuklarını daha zeki, katılımcı, yetenekli ve planlı olarak değerlendirmişlerdir (Mischel, Shoda, & Rodriguez, 1989).
Daha yüksek geciktirme süreleri olan çocukların sınav ve okul başarılarının da daha yüksek olduğuna dair bulgular da vardır (Duckworth, Tsukayama, & Kirby, 2013). Hayattaki birçok kazanımın hazzı geciktirebilme yetisiyle ilgili olduğu düşünülünce bu sonuçlar hiç de şaşırtıcı değildir. Hayatımızdaki birçok durumda kilit nokta, o anda acıdan kaçmak veya daha önemli bir amaç için o acıya katlanmak arasında bir seçim yapmamıza bağlıdır. Para kazanıldığında onu anında harcamak ya da biriktirip daha büyük bir şeye yatırmak bu kilit noktalara bir örnek olabilir. Lokum testinin de kanıtladığı üzere, hazzı geciktirmek özdenetimi de geliştirir ve uzun vadeli hedeflere ulaşmayı kolaylaştırır.
REFERANSLAR
Duckworth, A. L., Tsukayama, E., & Kirby, T. A. (2013). Is It Really Self-Control?
Examining the Predictive Power of the Delay of Gratification Task. Personality and Social Psychology Bulletin, 39(7), 843–855.
http://doi.org/10.1177/0146167213482589
Karniol, R., Galili, L., Shtilerman, D., Naim, R., Stern, K., Manjoch, H., & Silverman, R. (2011). Why Superman Can Wait: Cognitive Self-Transformation in the Delay of Gratification Paradigm. Journal of Clinical Child & Adolescent Psychology, 40(2), 307–317. http://doi.org/10.1080/15374416.2011.546040
Kidd, C., Palmeri, H., & Aslin, R. N. (2013). Rational snacking: Young children’s decision-making on the marshmallow task is moderated by beliefs about environmental reliability. Cognition, 126(1), 109–114.
http://doi.org/10.1016/j.cognition.2012.08.004
Mischel, W., Shoda, Y., & Rodriguez, M. L. (1989). Delay of Gratification in Children. Science, 244(4907), 933–938.
Mischel, W., Ayduk, O., Berman, M. G., Casey, B. J., Gotlib, I. H., Jonides, J., Kross, E., Teslovich, T., Wilson, N., Zayas, V., & Shoda, Y. (2011). “Willpower” over the life span: decomposing self-regulation. Social Cognitive and Affective Neuroscience, 6(2), 252–256.
http://doi.org/10.1093/scan/nsq081
Mischel, H. N., & Mischel, W. (1983). The Development of Children’s Knowledge of Self-Control Strategies. Child Development, 54(3), 603.
http://doi.org/10.2307/1130047
Michaelson, L., de la Vega, A., Chatham, C. H., & Munakata, Y. (2013). Delaying gratification depends on social trust. Frontiers in Psychology, 4.
http://doi.org/10.3389/fpsyg.2013.00355
Mischel, W. (1961). Father-absence and delay of gratification. The Journal of Abnormal and Social Psychology, 63(1), 116.
Mischel, W., Ebbesen, E. B., & Zeiss, A. R. (1972). Cognitive and Attentional Mechanisms in Delay of Gratification. Journal of Personality and Social Psychology, 21(2), 204–218.

Çocukların Özdenetim Becerileri Nasıl Geliştirilir?
Çocukların Özdenetim Becerileri Nasıl Geliştirilir?
- Bu kurabiyeyi yemeyi çok istiyorum fakat yemekten sonraya kadar bekleyeceğim.
- Bu ayakkabıları çok beğendim ancak onlara gerçekten ihtiyacım yok. Onları satın almayacağım.
- Bu yol çok uzun ve biz çok uzun zamandır bekliyoruz. Sabırlı olmam gerek.
Böyle cümleler kullanarak çocuklarınıza örnek olabilirsiniz. Unutmayın, çocuklar gözlemleyerek öğreniyorlar.
Çocuğunuza öğretebileceğiniz kendini düzenleme tekniklerinden bazıları şunlardır:
- Bir sayıdan geriye doğru saymak
- Egzersiz yaparak vücudunu ve hormonlarını harekete geçirmek
- Pastel boya ile resim yapmak
- Odasını temizlemek

